Ayasofya’nın tarihi serüveni

Ayasofya'nın tarihi? Ayasofya'nın yapımı ve önemi

Derler ki eğer duvarlar konuşabilseydi her birinin anlatacak bir hikayesi olurdu fakat sadece çok
azı Aya Sofya’nınki kadar büyüleyici bir hikaye anlatabilirdi. Günümüzde ise birbirinden farklı dönemlerden kalma her bir unsur, onları dinleyecek ziyaretçilerine kendi hikayelerini anlatmak için hazır bekliyorlar.

Marmara Denizi ve Boğaziçi‘ne bakan bir tepeye konumlandırılan Aya Sofya; 537 yılında İstanbul’daki inşasından bu yana bulunduğu şehrin adından, yapısına ve yapılış amacına kadar sayısız birçok değişime uğradı. Ve bugün hala dünyanın en görkemli yapılarından biri olma ününü korur durumda.

Ayasofya Nasıl Yapıldı?

Sonraki yüzyıllarda Yunan, Fars ve Romalı hükümdarlar tarafından fethedildiği, yok edildiği ve yeniden inşa edildiği için siz gitmeden önce bile oradaki antik surlar, Yunan sömürgecileri
tarafından Bizans olarak kurulan ve Augusta Antonia, New Time (Yeni Zaman) ve Constantinople gibi farklı isimlerle adlandırılan
İstanbul şehrinin stratejik önemini dolaylı yoldan anlatıyor. Ve bu şehrin duvarları arasında Megale Ekklesia, Büyük Kilise ya da hepimizin bildiği ismiyle: Ayasofya 4. yüzyılda ilk kez inşa edildi.
Bizans İmparatoru Constantinus II, MS 360 yılında Ayasofya’nın ilk kez yapımınını üstlendi.

Ayasofya’nın ilk inşası

Ahşap bir çatı ile inşa edilmiş ama çok
kısa bir süre sonra isyanlar içinde yanıp kül olmuştur. Buna rağmen, yüzyıllar boyunca bölgenin ana dini yapılarının yerini belirlemiştir. 415 yılında, II. Theodosius büyük bir mermer yapı
olarak ikinci bir versiyon inşa etti. Fakat bu yapı da MS 532’de yaşanan Nika İsyanı sırasında ikinci kez yerle bir edildi. Bu yapının bazı parçalarını günümüzde hala görmek mümkün. Ayasofya’nın bugün bildiğimiz binası ise MS 537 yılında, zamanının en büyük kilisesini inşa etmek isteyen İmparator I. Justinianus döneminde inşa edilmiştir. Ayasofya daha sonra yaklaşık bin yıl boyunca dünyanın en büyük kilisesi olarak varlığını sürdürmüştür.

Artemis Tapınağı’ndan alınan sütunların daha eski bir geçmişi hatırlatmasına karşın, yapının duvarlarının içinde küçük bir yolculuğu çıktığınızda anavatanları olan Mısır ve Suriye masallarındannbazılarını mırıldadıklarını duyabilirsiniz. Ama dikkatinizi asıl çekecek şey şüphesiz devasa kubbe olacaktır. 50 metre yüksekliğinde, 30 metre çapındadır ve tabanının etrafındaki pencere ile çevrelenir. İçerisiden yansıyan ışık sayesinde tıpkı cennetten gelmiş altın bir kubbe gibi görünür.

Bir resim bin kelimeye bedelse; yapıda bulunan mozaikler sadece İncil temaları hakkında değil,
aynı zamanda onları Mesih’le birlikte tasvir eden Bizans imparatorları hakkında da söyleyecek en
çok söze sahiptir. Ancak net ve yüksek seslerinin ardında, Dördüncü Haçlı Seferi’nde yaşanan
Latin işgali sırasında yağmalanan, hasarlı ve eksik mozaiklerin ve simgelerin akıl almaz yankıları duyulur.

Yerlerdeki, kampanyaya komuta eden Venedik hükümdarı Enrico Dandolo’nun mezar yazıtları
Ayasofya’nın Bizans fetihleri üzerine Ortodoks köklerine dönmeden önce Roman Katolik Kilisesi
olarak geçirdikleri 57 yılın güçlü bir hatırlatıcısıdır. Hal böyle olmasına karşın, söz konusu yapı uzun süre kilise olarak kalamamıştır.

İstanbul’un fethi ve Ayasofya

Haçlılar tarafından zayıflatılan Konstantinopolis, 1453’te Osmanlılarca alınacak ve o günden sonra
İstanbul olarak bilinecekti. Osmanlı Sultanı II. Mehmed 1453’te İstanbul’u fethettikten sonra Ayasofya güçlendirilmiş ve camiye çevrilmiştir.

Sultan, mozaiklerin kapanması için duvarları sıvalarla kapladıktan sonra kiliseyi camiye dönüştürmesine karşın Ayasofya adını korumuştur. Ayrıca içeriye, dört minare ve imamın Mekke yönünde yapılacak duaya öncülük edeceği bir niş olan mihrap gibi İslamî yapıları da eklemiştir.

Mavi Camii olarak da bilinen Sultan Ahmet Camii’nin inşaatı nihayet tamamlandığında 1616 yılına kadar İstanbul’daki ana cami olarak varlığını sürdürdü.

Atatürk döneminde Ayasofya

1935 yılında modernleşen Türkiye’nin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, caminin Türk Bakanlar Meclisi ile birlikte müzeye dönüştürülmesine karar verdi. Mermer yer süslemelerini gizleyen halıların ve Hıristiyan mozaikleri kaplayan sıvaların çıkarılmasına izin veren bu laik anlayıştı.

Görkemli kubbeli yapı UNESCO’nun dünya mirası alanlarından biri olarak adlandırıldı ve 2019’da
3,8 milyon ziyaretçiyi ağırlaması nedeniyle Türkiye’nin en popüler turistik merkezi unvanına sahip oldu.

Ayasofya’nın Yeniden Bir Camii Oluşu

Son yıllarda halktan ülkenin İslam tarihini ve Osmanlı Sultanı II.Mehmed’in mirasını onurlandırmak için eklektik yapıyı camiye geri döndürme talebi vardı.

2 Temmuz 2020’de Ayasofya’nın dua edilmeye izin verilmeyen bir müze olarak kalması gerekip gerekmediğine dair bir duruşma yapıldı. Mahkeme, Ayasofya’da insanların dua etmeye devam edebileceğine karar verdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan müzenin yeniden cami olup olmaması yönündeki tartışmaları sonlandıran kararnameyi imzaladı ve Ayasofya yeniden camii olarak ibadete açıldı. Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi ismini aldı.

Kurtuba Camii: Kiliseye dönüştürülen cami

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu