Bir sadakat sınavı: Uhud Savaşı

Uhud Savaşının tarihi ve önemi nedir? İşte, Uhud Savaşından çıkarılacak dersler...

Uhud, köken olarak Arapça bir kelimedir. Uhud kelimesi Ahidler, yeminler, peymanlar, anlaşmalar, sözleşmeler anlamına gelir. Uhud ismine çoğumuz Suudi Arabistan’ın Mekke şehrindeki Uhud Dağı çevresinde gerçekleşen Uhud Savaşı’ndan aşinayız. Peki, Uhud Savaşı kimler arasında yapılmıştır? Uhud savaşının tarihi ve önemi nedir?

Uhud savaşının tarihi

Uhud Savaşı, Miladi takvime göre 23 Mart 625 tarihinde gerçekleşmiştir. Hicri takvime göre ise Uhud Savaşı, Hicretin üçüncü yılında Şevval ayında meydana gelmiştir. (7 Şevval 3) Şevval, Hicri takvimde yılın 10. ayına denk gelir.

Uhud savaşı neden yapıldı?

Bu savaşta müşriklerin amacı Bedir Savaşı’nı kazanan Müslümanlardan intikam almak, Müslümanların amacı ise inançlarını savunmaktı. Çünkü Bedir savaşı, Kureyş müşrikleri için büyük ekonomik, sosyal ve siyasi kayıplara neden oldu. Müslümanların yürüttüğü sistemler, kış ve yaz yolculukları temsil edilen Kureyş ticaretinin ekonomik olarak ablukaya alınmasını sağladı ve bu da müşriklerin önemli kayıplara uğramasına yol açtı. Buna ek olarak Kureyş’in egemenliği ve konumu, yenilgilerinden sonra çökmeye başladı. Ayrıca efendileri Ebu Leheb’in öldürülmesi utanç duymalarına neden oldu. Bu yüzden Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’den intikam almak istediler.

İlk savaş ve ilk zafer: Bedir Savaşı – rahle (Buradan Bedir Savaşı hakkında detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.)

Uhud Dağı nerede?

Savaşa adını veren Uhud Dağı, Medine’nin kuzeyinde, Mescid-i Nebevi’nin dört kilometre uzağında bulunan kırmızı bir dağdır. Medine’nin en yüksek ve en büyük dağıdır. Uhud savaşı da bu dağın çevresinde gerçekleştiği için bu adı almıştır.

Uhud Savaşı’nın başlangıcı

Ebu Süfyan, halkını Resulullah’a karşı kışkırttı. Kureyş ve çevresindeki Arap kabilelerinden yaklaşık üç bin erkek ve iki yüz şövalye topladı ve orduya kadın ve köle almasını emretti. Kureyşlilerin savaşmaya hazır olduğu haberi geldikten sonra, Resül-i Ekrem, arkadaşlarını bir araya topladı ve düşmanla buluşmak için dışarı çıkalım ya da şehirde kalıp sığınalım diyerek sahabenin fikrini sordu. Çünkü Resul’u Ekrem hiçbir zaman savaş yanlısı değildi. Ayrıca her zaman çevresindekilerin de fikirlerini alırdı. Ancak Bedir Savaşı’na katılmayanlar savaşmak için ısrar ettiler. Bunun üzerine Müslümanlar bin kişilik bir orduyla Cuma Gecesi savaş meydanına giderek savaşmaya hazırlandılar. Peygamberimiz birkaç sahabeyi şehri korumakla görevlendirdi. Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra Müslümanlığı seçecek olan Halid bin El Velid ise müşriklerin ordularının komutanıydı. Şevval ayının yedinci günü Cumartesi savaş başladı. Savaşın ilk anlarında Müslümanların büyük bir üstünlüğü vardı. Bunun üzerine müşriklerin moralleri bozuldu.  Müslümanların ise morali en üst düzeydeydi ve duruma hâkim olarak büyük bir güçle savaşmaya başladılar.

Okçular Tepesi olayı

Savaş devam ettikçe yenilgiye uğradıklarını anlayan müşrikler yavaş yavaş Mekke yönüne kaçarak geri çekildiler. Müslümanların az sayıda olmalarına rağmen bu savaşta da yenilgiye uğradıklarını düşünen müşrikler, kadınları dahi savaş meydanında bırakıp kaçmaya başladılar. Savaş başlamadan önce Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.), Abdullah bin Cübeyr önderliğindeki okçulardan elli kişiyi günümüzde Okçular Tepesi olarak adlandırılan bir tepeye yerleştirdi ve ne olursa olsun bu tepeyi boş bırakmayın diye okçuları uyardı. Çünkü bu tepe oldukça stratejik bir noktaydı. Ancak Müşriklerin geri çekildiğini gören Okçular Tepesi’ndeki bazı Müslümanlar ganimet elde etmek için, Peygamberimizin sözünü tutmayıp ihlal ettiler. Savaş alanın diğer kısmında bulunan Mekkeli müşriklerin komutanı Halid bin Al-Velid bu fırsattan yararlanarak savaşı yeniledi. Ve Müslümanların etrafında toplanarak her iki tarafı da kuşattı. Böylece Müslümanlar örgütlenmeden bocalayarak savaşmaya başladı ve şehit sayısı artmaya başladı.

Musab Bin Umeyr

Savaşın bu sıralarında peygamber efendimizin şehadet haberi yayıldı. Ancak ölen Peygamberimiz değildi. İslam sancağını taşıyan Efendimiz aleyhisselam’ı korumak üzere onun yanında olan Musab Bin Umeyr’di. Müşriklerin ordusunda iyi bir savaşçı olan İbn-i Kâmia, Hz. Muhammed (S.A.V.)’e doğru hamle yaptığı sırada Musab Bin Umeyr, kendini İbn-i Kâmia’nın önüne atarak Peygamber efendimize bir zarar gelmesini engelledi. Ancak bu sırada sancağı taşıdığı kolu kesildi. Sancağı sol eline alarak taşımaya devam eden Hazreti Musab (r.a)’ın, İbn-i Kâmia bir kılıç darbesiyle bu defa da sol kolu kesildi. Anlatılamayacak kadar büyük bir kahramanlık örneği gösteren Hazreti Musab Bin Umeyr, sancağı kesik kollarıyla tutup göğsüne bastırdı ve bu halde Hz. Muhammed’e siper olmaya devam etti. Müşrik İbn-i Kâmia, Musab bin Umeyr’e bir mızrak sapladı. Hem sancağı düşürmeyen hem de Hz. Muhammed’e siper olan Musab, kesik kollarına rağmen mızrağı çıkarıp yerine sancağı taktı. Ardından yere yığılarak şehit düştü.

Uhud Savaşı’nın sonucu

Hazreti Musab Bin Umeyr, zırh giydiği zaman Efendimiz Aleyhisselam’a oldukça benzediği için Müşrikler, Hz. Muhammed (S.A.V.) öldürdüklerini zannetti. Bu nedenle Resul’u Ekrem’in şehadet haberi yayıldı. Bu da Müşriklere moral olurken Müslümanların savaşma azmini düşürdü. Ancak Müşriklerden Utbe b. Ebû Vakkās ölen kişinin Musab Bin Umeyr olduğunu anlayınca Peygamber Efendimizin yüzüne taş attı. Taş Hz. Peygamber’in miğferini parçalayıp sağ alt çenede ön dişlerle azılar arasındaki mübarek dişini (rebâiye) kırdı. (Hz. Muhammed’in dişinin kırıldığı savaş Uhud Savaşı’dır.)

Not: Türk-İslâm kültüründe “dendân-ı saâdet, dendân-ı şerif” olarak bilinen bu kırık diş Sultan VI. Mehmed tarafından yaptırılan silindir, altın çerçeveli, zümrüt ve yakut kaplı, altın bir kutunun içinde ‘’Kutsal Emanetler’’ olarak muhafaza edilmektedir. Diş parçasının kim tarafından saklandığı hakkında bir rivayet yoktur. Bugün Dendân-ı Saâdet, Topkapı Sarayı – Hırka-i Saâdet Dairesi’nde bulunur. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi dönüşünde getirdiği rivayetler arasındadır.

Müslümanların morallerini bozan gelişmelerden biri de Hz. Muhammed (S.A.V.)’in mübarek dişinin kırıldığı bu olaydı. Üç gün süren Uhud savaşının sonunda okçuların Resül’ün emirlerini çiğnemeleri nedeniyle yenilgiyle sonuçlandı.

Hz. Hamza’nın şehid edilişi

Bu savaşta şehit edilenlerden biri de Peygamberimizin çok sevdiği amcası Hamza bin Abdul Muttalib’di. Bedir savaşında Hz. Hamza, Ebu Süfyan’ın karısı olan Hind’in babasını öldürmüştü. Bunun üzerine Hind, babasının ölüsünün üzerine yemin ederek Hz. Hamza’yı öldürtüp ciğerini dişleyeceğini söyledi. Savaştan bir süre sonra köle olan ve çok iyi mızrak kullanan Vahşi’yi fark etti. Vahşi’ye Hz. Hamza’yı öldürürse özgürlüğünü ve ölene kadar ona yetecek kadar mal vereceğini söyledi. Vahşi bu teklifi kabul etti. Ve Uhud Savaşı’nda, peygamberimizin amcası Hz Hamza’yı attığı mızrakla şehit etti ve ciğerini Hind’e götürdü. Hamza’nın ciğerini alıp çiğnediği için “âkiletü’l-ekbâd” (ciğer yiyen kadın) diye anılan Hind, ilerleyen yıllarda Müslüman oldu.

Uhud savaşında şehit olan kişilerin isimleri ise şöyle:

  • Hamza bin Abdul Muttalib.
  • Musab bin Umair.
  • Saad bin Al-Rabie.
  • Abdullah bin Jahsh.
  • Hanzalah bin Abi Amer.
Uhud Savaşı’nın olduğu yer, Medine-i Münevvere. Kırrııızı ok, okçuların mevzilendiği Ayneyn Tepesi’ni, sarı ok ise Hz. Hamza ve diğer şehitlerin defnedildiği alanı gösteriyor. Ayneyn Tepesi, aşınma ve çevresinin yükselmesi nedeniyle, bugünkü şeklini almıştır.

Uhud Savaşı’ndan çıkarılması gereken 3 önemli ders

  1. Önemli konularda gaflete düşmenin nelere yol açabileceğini gösterir.

    ”Andolsun ki Allah size verdiği sözü yerine getirdi. Hatırlayın ki O’nun izniyle kâfirleri öldürüyordunuz, ama Allah size istediğiniz zaferi gösterdikten sonra gevşediniz, emre itaat hususunda birbirinizle tartıştınız ve emre aykırı hareket ettiniz; içinizden kimi dünyayı istiyordu, kiminiz de âhireti istiyordunuz; derken Allah denemek için onların karşısında sizi bozguna uğrattı. Sonunda yine de sizi bağışladı. Allah müminlere karşı lutufkârdır.” (Al-i İmran, 152)

  2. Savaşın kaybedilmesiyle samimiyetle iman edenlerle diğerleri ayrılmıştır. Böylece Müslümanlara içlerindeki münafıkları ayırt etmeleri konusunda ders niteliğindedir.
  3. Her koşulda zaferde ve yenilgide bir Müslümanın nasıl davranması gerektiğini öğretir. Bela ve sıkıntıya karşı sabrın önemini gösterir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu