Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in hayatı

Peygamberimizin (S.A.V) Hayatı

Dünya üzerinde ve Arap yarımadasında karanlığın, zulmün ve vahşiliğin yaygınlaştığı insanların sevinç ve huzur kaynağı olan tevhit inancından uzaklaştığı yıllardı. Gönüllerin maneviyattan uzak ve cehalet bataklığına girdiği dünyada, Allah’ın sonsuz merhametini yeryüzüne getirecek Pür’ü pak ve temiz insan olan Allah’ın Son Peygamberi geliyordu. Âlemlerin sahibi, insanlara ve diğer varlıklara doğru yolu gösterecek eşsiz kulunu tüm insanlık için gönderiyordu. İşte, Hz Muhammed’in Hayatı

Tarihler Miladi takvimin 571 yılını gösterdiği Nisan ayının yirmisi, Mekke’deki mütevazı bir evde dünyayı nuru ve güneşi ile aydınlatacak Hz. Muhammed (s.a.v) gözlerini açıyordu. Allah’ın son Peygamberi, doğduğu andan itibaren tüm kâinat karanlıklardan sıyrılarak adeta nur ile aydınlatılmış ve tüm kâinat bir sevinç ve heyecana kapılmıştı.

Annesinin Dilinden Peygamber Efendimizin Doğumu

Nur’u ile kâinatı aydınlatan peygamber efendimizin annesi, Hz. Âmine bu eşsiz şerefe mazhar kılındığı anı şu şekilde anlatmaktadır:

“Hamileliğimin altıncı ayında gece rüyamda bir zat karşıma çıktı ve dedi ki: ‘Ya Âmine! Bil ki sen, âlemlerin hayrına hamilesin. Bu bebek doğduğunda ismini Muhammed koy ve bu konuyu kimseye söyleme’ Tüm bunlardan sonra, doğum zamanı gelmişti. Evde oturduğum sırada, kulağıma müthiş bir ses geldi. Korkudan adeta eriyecek gibi oldum. Sonrasında ne göreyim: Bembeyaz bir kuş birden ortaya çıktı ve yanıma geldi, kanadı ile sırtımı sıvazladı. Bu hadiseden sonra bende ne korku ne de kaygı kaldı. Nihayetinde beni bir nur denizi kapladı ve Muhammed dünyaya geldi.”

Peygamber Efendimizin Dünyaya Teşrifleri Sırasında Meydana Gelen Mucizeler

  • Peygamber Efendimizin dünyaya teşrif ettikleri gece bir yıldız doğdu. Bu yıldız Yahudiler arasında birçok âlim tarafından beklenen ve kitaplarında Allah’ın Resulünün geleceğinin nişanesi olarak görülen bir olaydır. Bu yıldız neticesinde Yahudi âlimleri, Kureyşliler’in yanına giderek “Bu gece sizlerden birinde bir oğlan çocuğu doğdu mu?” diye sordu. Kureyş kabilesi de ‘’Bu gece kabilemizden Abdulmüttalip oğlu Abdullah’ın bir evladı oldu ve sırtında bir mühür var” dediler. Bu mührü gören Yahudiler şaşkınlıktan adeta akıllarını kaybedercesine “Peygamberlik artık İsrail oğullarından gitti! Kureyşliler öyle bir devlete sahip olacak ki doğudan batıya kadar ulaşacaktır” dediler.
  • Peygamber Efendimiz doğduğunda, o zaman Sasaniler’in başkenti olan Medayin şehrindeki 14 Burç çatlayarak yıkıldı ve parçalandı.
  • Kâbe’yi karanlığa ve kire maruz bırakan cahiliye devrinin putları baş aşağı bir şekilde yıkıldı.
  • Kendilerine ilah olarak ateşi kabul etmiş olan Mecusilerin, bin yıldır yanan ateşleri Peygamber Efendimizin dünyaya teşrifleri ile bir anda basitçe sönmüştür.

Peygamber Efendimizin Çocukluğu ve Gençliği

Hz. Muhammed’in Hayatı çok fazla zorluklarla geçmiştir. Bu hayatın örnek alınacak pek çok yanı bulunur. Peygamber Efendimiz hem yetim hem de öksüz kaldığı için amcası Ebu Talip onu yanına alarak sahip çıkmıştır. Peygamber Efendimizi canı gibi seven Ebu Talip, onu gittiği her yere götürür ve gittiği tüm yolculuklarda Peygamber Efendimizi gözünden sakınırdı. Amcası ile birçok ticaret kervanına katılan Allah’ın Resulü bu sayede hem ticareti öğrenmiş hem de müminlerin annesi Hz. Hatice annemiz ile tanışmıştır. Hz. Hatice, müslümanlıkla tanışmadan önce de iffeti ile tanınan bir kadındır. (Öyle ki İslamiyet öncesinde “Tâhire” yani temiz, pak lakabıyla bilinirdi.) Allah resulünü geçmişten beri tanıyan Hz. Hatice annemiz, daha önce evlilik yaşamış -iki oğlu olmuş- ancak kocasının ölümünün ardından yıllarca birçok kişinin evlenme teklifini reddetmiş ve evlenmeyi asla düşünmemiştir.

Yüce Rabbimizin, ilahi kaderi ile bu iki insanın kalpleri birbirine ısınmış ve Hz. Hatice Annemiz ile Peygamber Efendimiz evlenmiştir. Yıllar geçtikçe insanların takdirini ve güvenini kazanan Peygamberimiz artık “Muhammedü’l- Emin” lakabı ile anılmakta ve adeta bir güven timsali olarak bilinmektedir. Kureyşliler arasında çıkan tüm tartışmalar ve anlaşmazlıklar için hakem seçilen Allah’ın Resulü birçok konuda uzlaşma yolu sağlayan ve olayların sonlanmasını sağlayan kişi olmuştur.

Kâinatın Efendisine Peygamberlik Görevinin İletilmesi

Hz. Muhammed (s.a.v) 38 yaşına girdiğinden itibaren bazı sesler duymaya ve ışıklar görmeye başlamıştır. O zamanlar henüz bu işaretlerin ne anlama geldiğinin farkında olmayan Kâinatın Efendisi, bu olayları Hz. Hatice Annemiz ile paylaşır ve onun tesellisi ile rahatlar.

Kâinatın Efendisi, 40 yaşına kadar süren bu durumlar neticesinde artık yalnız kalmak ister kabilesinin ahlaksızlığı ve zulümlerinden sıkılmaya başlar. Peygamber Efendimiz, 40 yaşına kadar devamlı olarak her Ramazan ayında Hira dağına giderek tefekkür ve ibadet eder. Zamanını dua ile geçirirdi. Yine Hira dağında olduğu bir Pazartesi gecesi, Vahiy meleği Cebrail (a.s) güzel bir insan suretine bürünerek Peygamber Efendimizin karşısına çıkacak ve ona gür bir ses ile hitap edecekti.

“İkra”

Bu sesi duyan Allah’ın Resulünü korku ve hayret duygusu sarmaya başlamıştı. Adeta yüreği ürpermişti. Ve Peygamberimiz cevap verdi:

“Ben okuma bilmem”

Cebrail (a.s) tekrar Peygamber Efendimizi kucaklayarak sıkıp bıraktıktan sonra ona “Oku!” diyerek seslendi.

Kâinatın Efendisi yine cevap verdi: “Ben okuma bilmem”

Daha sonra Peygamber Efendimizi tekrar kucaklayarak sıkıp bırakan Hz. Cebrail ona “Oku!” dedi.

Peygamber Efendimiz yine “Ben okuma bilmem” diyerek “Söyle, ne okuyayım?” dedi.

Nihayetinde Hz. Cebrail, Yüce Rabbimizden almış olduğu ilk ayetler olan Alak Suresini başından sonuna kadar Peygamber Efendimize okudu:

“Oku! Seni yaratan Rabbinin adıyla oku! Ki O, insanı pıhtılaşmış bir kandan yarattı. Oku ki senin Rabbin, kalemle yazı yazmayı öğreten, insana bilmediğini talim eden, bol kerem ve ihsan sahibidir.”

Gönderilmiş olan bu ilk ayetler, artık Allah Resulünün hem kalbinde hem de dilinde yer edinmişti. Böyle bir olay ile karşılaşan Allah Resulü tüm heyecanı ve şaşkınlığı ile mağaradan dışarı çıkarak Mekke’ye evine doğru yürümeye başladı. Yolda birçok farklı olay ile karşılaşan Allah Resulü dağların, taşların ve ağaçların kendisini selamladığını ve tebrik ettiğini duyuyordu. Evine geldiğinde konuşamaz halde olan peygamber efendimiz, kendisini merak içinde bekleyen Hz. Hatice annemize sadece “Beni örtünüz, beni örtünüz” diyebildi. Böylece, Hz. Muhammed’in Hayatı bu saatten sonra bambaşka olacaktı.

İslamiyet ve İlk Müslümanlar

Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed aldığı diğer vahiylerden sonra iç dünyasında huzura kavuştu ve aldığı ilahi görevi anlayarak bu vazifeyi üstlenmişti. Aldığı bu vazifenin bulunduğu toplumda nasıl karşılanacağını ve alacağı tepkileri tahmin eden Allah Resulü, ilk olarak eşi Hz. Hatice annemize İslam dinini tebliğ etti ve anlattı. Hz. Hatice Annemizde hiçbir tereddüt göstermeden İslam’ı kabul ederek “İlk Müslüman” olma şerefine nail oldu. Daha sonra sırası ile Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir, Hz. Zeyd b. Harise ve Hz. Bilal-i Habeşi ilk Müslüman olan insanlardan olmuşlardır.

Peygamber Efendimizin yaptığı tebliğler neticesinde birçok insanın ilgisini çeken İslam dini, Hz. Ebubekir’in de Müslüman olması ile daha hızlı yayılmaya ve birçok insanı bu bahtiyarlık safhasına çekmeye başlamıştır. Mekke’nin önde gelenlerinin bazıları ve çocukları Müslüman olmaya başladıkça müşrikler, Peygamber Efendimizin tebliğ içinde bulunduğu dine geçen insanlara eziyet etmeye başlamış ve onları bu dinden döndürmeye çalışmıştır.

Birçok kez Peygamber Efendimiz ve sahabelere düşmanlık eden onların geçtiği yollara dikenli çalılar koyan, onlara taş fırlatan ve onları aç bırakan müşrikler, Yüce Rabbimizin kullarını himaye ettiğinden bir haberdi. Özellikle Ebu Leheb ve Ebu Cehil bu işkencelerin ve türlü olayların başını çekiyor, insanların dinlerinden döndürmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı.

Mekkeli müşrikler eziyetlerine devam ederken, Hz. Hamza, Hz. Ömer ve Hz. Osman gibi Mekke’nin en güçlü ve en zengin insanları da Peygamber Efendimizin tebliğine uyarak İslam dinine geçiyor. Bu sayede müşriklerin elleri zayıflarken, kalpleri hüzün ve karanlık ile kaplanıyordu. Tüm bunlar yaşanırken Müslümanlar yavaş yavaş hicret etmeye başlıyor ve Habeşistan- Medine gibi şehirlere gidiyorlardı. Bu esnada Peygamber Efendimiz tebliğlerine devam ediyor, farklı dinlerden ve görüşlerden insanlar İslam dinine tabii oluyorlardı.

Bu olayların dışında peygamber efendimizi daima müşriklere karşı koruyan ve himaye eden Ebu Talip vefat ediyor, akabinde sadece 3 gün sonra ise Hz. Hatice annemiz Allah’ın rahmetine kavuşuyordu. Bu vefatlar Allah’ın Resulünü derin hüzne boğarken o yıl Müslümanlar arasında da “Hüzün Yılı” olarak geçmiştir.

Peygamber Efendimize Hicret İzni Verilmesi

Mekkeli müşrikler, Allah Resulünün ortadan kaldırılması için birçok karar almış ve bu kararlar neticesinde birçok ödül de vaat etmişlerdir. İşte tam bu sırada Yüce Rabbimiz, Resulüne hicret emrini vermiştir. Hicret emri almış olan Peygamber Efendimiz, Hz. Ebubekir’in yanına giderek Cenab-ı Hakk’ın Medine’ye hicret etme izni verdiğini söylemiştir. Bu kutlu yolculuk da Peygamber Efendimize ise, Hz. Ebubekir refakatçi olacaktır.

Hicret için hazırlanan Allah Resulüne bu esnada Cebrail (a.s) gelerek müşriklerini kötü planını anlatmış ve onu öldürmek istediklerini iletmiştir. Bu yüzden tedbir olarak da şimdiye kadar yattığın bu yatakta, bu gece yatma ikazında bulunmuştur. Bu ikaz üzerine Hz. Muhammed (s.a.v) Hz. Ali’yi yanına çağırarak “bu gece yatağımda yat ve uyu, üzerine de bu hırkamı ört buyurmuştur. Sakın korkma, sana herhangi bir zarar gelmeyecektir” diyerek Hz. Ali’ye birkaç eşya emanet etmiştir.

Akabinde Allah’ın Resulü evdeyken, müşrikler kılıçları ile evi kuşatmaya başlamış ve ona zarar vermek için planlarını yapmışlardır. Tam da bu esnada Peygamber Efendimiz evinden çıktı ve yerden aldığı toprağı üstlerine fırlatarak Yasin Suresi’nin ilk sekiz ayetini okuyarak onlara gözükmeden hicret yolculuğuna başlamış bulundu. Bu yolculuk esnasında ise herkes tarafından bilinen Sevr Mağarasında saklanmış olan Peygamber Efendimiz ve Hz Ebubekir’in yaşadığı olaylar cereyan etmiştir.

Peygamber Efendimizin Medine’ye Hicreti ve Hicret Seneleri

Peygamber Efendimiz zorluk bir yolculuğun ardından Medine’ye yaklaşırken, Medine de ki Müslümanlar bunun haberini alarak Peygamber Efendimizin yolunu heyecanla ve büyük bir mutluluk ile beklemeye koyulmuşlardır. Nihayetinde Resul-i İkramın Medine’ye gelmesi ile kalpleri huzur ile dolan sahabeler, “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” sözleri ile Peygamber Efendimizi karşılamışlardır. Bu süreçte bir süre Medine’deki sahabelerin evinde misafir kalan Peygamberimiz, daha sonra Kuba Mescidini inşa ettirerek İslam dünyası için namaz kılınan ilk binayı da devreye sokmuştur.

10 sene boyunca Medine’de yaşamını sürdürecek olan Peygamberimiz bu sayede Medine’yi “İslam Merkezi” haline getirmiş oldu. İslam merkezi olan Medine’de İslam tebliğine devam eden RasulAllah birçok farklı kabile ve devlete seriyeler göndermiştir. Bu olaylar esnasında Mekke tarafından hala zorluk çıkartılan Müslümanlar, Hicretin 2.senesinde Bedir Muharebesi ile İslam Devleti anlayışının başlangıçlarını atmışlardır. 624 yılında Mekkeli müşrikler ile gerçekleştirilen bu gazadan zafer ile ayrılan İslam Ordusu, Müslümanlığı gittikçe geniş bir alanda yaymaya başlamışlardır.

Hicretin 3.senesinde Miladi 625 tarihinde ise gerçekleşmiş olan Uhud muhaberesinden zafer ile ayrılacak olan İslam Ordusu, bir efsane haline gelmiş Uhud tepesinden Peygamber Efendimizin ikazına rağmen ayrılan sahabeler yüzünden bu savaşı beraberlik ile bitirmişlerdir. Bu savaşta ise Allah Resulünü gerçekten hüzne boğacak bir hadise yaşanmış ve Hz. Hamza (Allah’ın Aslanı) şehit olmuştur.

Hicretin 5.senesinde 627 tarihinde İslam Ordusunun diğer bir zaferi olan Hendek Muhaberesi gerçekleşmiştir. Hendek Muharebesi ve devamında gerçeklemiş olan tüm gazalardan galip ayrılan İslam devleti aynı zamanda, dine davet ettiği birçok kabile ve devletten olumlu tepkiler almaya devam ettikçe, Mekkeli müşrikler zayıflamaya başlamış ve kalplerini korku sarmıştır.

Bu sebepten ötürü Miladi 628 yılında Kureyşliler ile Hudeybiye Antlaşması imzalanarak müşriklerin, Müslümanlara daha önce koymuş olduğu birçok engel ortadan kalkmıştır. Bu sulh antlaşmasının imzalanmasının en önemli sebebi ise, kalplerini korku sarmış olan müşriklerin Peygamber Efendimizin İslam ordusu ile üzerlerine yürümesinden korkmuş olmasıdır.

 

İslam’a Davet Edilen Devlet Büyükleri

  • İslam tebliğinin götürüldüğü en büyük devletler büyüklerinden birisi Habeş Necasi’si Ashamedir. Ashame İslam tebliğine kabul ederek, Müslüman olmayı kabul etmiştir.
  • Diğer bir devlet büyüğü ise Rum Kayseri olan Heraklius’a İslam davetinde bulunulmasıdır. Heraklius ise, dinimiz ile ilgili araştırmalar yaptıktan sonra İslam dinine girmeyi kabul etmiş ve tüm devletini bunu kabul etmeleri için teşvik etmiştir. Fakat iyi tepkiler almayan Rum Kayseri, halkının öfkesini üzerine çektiği için dünya malı için dinini gizli yaşamayı tercih etmiştir.
  • İran Kisrası Perviz b. Hürmüz’de İslam tebliği dinimize davet edilmiştir. Bu davet neticesinde kalbi kin ile kaplı olan Kisra bu tebliği büyük bir hiddetle reddetmiş ve Peygamber Efendimizin kutlu mektubunu yırtmıştır.
  • İslam tebliği Mısır hükümdarı Mukavkıs’a da ulaşmıştır. Tebliğ neticesinde olayın farkında olan ve İslam dininin nerelere kadar genişleyeceğini bilen Mukavkıs, kendi halkının bu tebliğe uymayacağını ve kendisinin de hükümdarlığını terk edemeyeceğini söyleyerek İslam nurundan uzak kalmıştır.

Mekke’nin Fethi Kısaca

Mekkeli Müslümanların her zaman içinde bir ukde olan Mekke şehri ve doğdukları toprağa dönme isteği Miladi 630 yılında artık gerçekleşmeye başlamıştır. Yeryüzünün en değerli ve en kutlu yapısı olan Kâbe’ye ulaşma ve hac görevlerini rahatlıkla yapabilme duygusu ise bu durumu adeta daha fazla katlamış ve tüm sahabelere bu fethin gerçekleşmesi için ekstra bir güç gelmiştir.

Bu fetih ise, daha önce imzalanmış olan Hudeybiye Antlaşması’ndaki maddelerin bazılarının Mekkeli müşrikler tarafından bozulması ve gör ardı edilmesi sebebi ile gerçekleşmiştir. Mekke’nin fethi neticesinde Müslümanlar mutluluk ve heyecan içerisinde doğdukları topraklara geri dönmüşlerdir. Müslümanlar ilk iş olarak Kâbe’deki tüm putları yıkmış ve Kâbe’yi bu putlardan temizlemişlerdir. Akabinde tüm sahabeler Kâbe’de ilk namazlarını kılmışlardır.

Mekke’nin fethinden sonra İslam ordusu zaferden zafere koşarken, İslam nuru tüm dünyaya yayılmaya başlamıştır. Fakat hicretin 11. senesinde tüm Müslümanları Hüzün’e boğan bir olay gerçekleşmiş ve Allah’ın Resulü, Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (s.a.v) hastalanmıştı.

Peygamber Efendimizin Hastalanması ve Vefatı

Peygamber Efendimiz hicretin 11. Senesinde bir sefer ayında aniden hastalanmıştır. Hastalığı neticesinde ateşlenen ve büyük acılar çeken peygamberimiz buna rağmen, Baki Kabristanını ve uhud şehitlerini ziyaret etmiştir. RasullAllah o kadar şiddetli hasta idi ki, ateşi yüzünden sürekli olarak yatağında dönüyor ve rahat edemiyordu. Allah’ın nebisini bu halde gören Müslümanların ise kalpleri hüzün ile doluyordu. Tüm bunların neticesinde hastalığının ağırlaştığı son günlerinde Müslümanlar ile helalleşmiş ve onlara öğütler vermiştir.

Son anlarında Hz. Aişe annemizin kucağında, “La İlahe İllallah” cümlesi ile mübarek ruhları Refik-i Ala’ya yükselmiştir. Peygamber Efendimiz Hicretin 11. Senesinde Rebiyülevvel ayının 12’sinde bir Pazartesi günü Cenab- ı Hakk’a kavuşmuştur. Hz Muhammed’in Hayatı biz İslamiyet’e adanmış bir hayattır. Ümmete bıraktığı paha biçilemez manevi değerlerle son bulmuştur.

Bir Yorum

  1. Teşekkürler. Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v.)’in hayatı hakkında detaylı bir içerik olmuş. Bize yol göstermek için adanmış bir ömür. Allah bizi yolundan ayırmasın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu