Tuğra: Sultanların sanata dönüşen mührü

Tuğra nedir? Tuğranın kısaca tarihi...

Tuğra, Türkçe bir kelimedir. Oğuzca “Tugrag” sözcüğünden yayılmıştır. Hükümdarın basılmış imzası, mührü anlamına gelmektedir. Tuğranın kökeni hakkında kesin bir bilgi  yoktur ama geleneklere göre tuğranın Oğuz Han’ın yazılı alameti olduğu bilinmektedir. Kelimenin kökenin olarak Oğuzca olması da bu söylentileri desteklemektedir. Bununla birlikte bazı Türk bilginleri, bu tabirin Oğuzların armalarında da kullandığı kabul edilen Tuğrı isimli mitolojik bir kuştan geldiğini ifade ederler.

Oğuz hakanları tuğrayı hakimiyetlerinin göstergesi olarak kullanmışlardır. Tuğralarında yine hakimiyete istinaden “ok ve yay” şekilleri çizilmiştir. Tuğranın Büyük Selçuklularda, Anadolu Selçuklularında, Anadolu Beyliklerinde, Memlûklerde ve bu işi bir sanata dönüştüren Osmanlılarda da kullanıldığı görülür.

Tuğraya pek çok isimler verilmiştir. Tevkî-i hümâyûn (koruyucunun işareti), Tuğra-yı hümâyûn, Tevkî-i refî, Nişân-ı şerîf-i,  Âlîşân-i sultânî, Tuğra-i garrâ (parlak tuğra), Cihânsitânî-i hakanî, Sâmî – mekân-ı hakanî,  Alâmet-i şerif (sultanın alameti), Nişân-ı şerîf-i âlişân(şanı ve şerefi yüksek olan sultanın nişanı), Tevkî-i refi-i hümâyûn, Nişân-ı hümâyûn (koruyucunun işareti), Misali menun, Nişânî memun ve Tuğra-yı memun gibi deyimlerim hepsi Tuğra demektir.

Fatih Sultan Mehmet’in tuğrası

Osmanlılarda Tuğra

Tuğra, Osmanlı döneminde bambaşka bir form almış hatta adeta bir sanata dönüşmüştür. Her padişahın kendisine ait bir tuğrası vardır. Bu tuğralar ferman, berat ve name-i hümayun gibi belgelere çekilirdi. Çekilen bu ihtişamlı kaligrafik tuğralar bir imza niteliği taşırdı. Tuğraları çekmekle görevli kişilere de “nişancı, tevkiî, tuğraî, muvakkî ya da tuğrakeş” denilirdi. Yetkisiz tuğra çekilemezdi.

Osmanlılarda bu gelenek 1324 yılında Orhan Gazi ile başlamış ve son padişah 4. Mehmed Vahdeddin’e kadar devam etmiştir. İlk Osmanlı tuğrası Orhan Gazi tarafından 1324 yılında bir vakfiye üzerine çekilmiştir. Osman Gazi’nin tuğrasına ise henüz ulaşılamamıştır. Bu ilk tuğradaki “Orhan bin Osman” ifadesi kendinden sonraki tuğralara da örnek olmuştur. Yıldırım Bayezid ise baba adına “han” unvanı ekleyerek yeni bir form katmıştır. Sonrasında ise 1. Mahmud “han” unvanını baba adından padişah adına ekleyerek geleneği sürdürmüştür. 1. Murad ve Fatih Sultan Mehmed tuğralarına “el-muzaffer daima” dua cümlesi eklemiştir. Yavuz Sultan Selim de tuğrasında “Şah” unvanını kullanmıştır. Şah unvanı 2. Mahmud’a kadar tuğralarda padişah unvanı olarak kullanılmaya devam etmiştir. Bazı tuğraların sağ üst boşluğunda padişahın “mahlas”ı görülür.

İlk başlarda resmi belgelerde kullanılmaya başlayan tuğralar zamanla para, bayrak hatta binalarda kullanılmıştır. Tuğra belgelerde şimdiki imza gibi belgenin sonunda değil başında yer alır. Tuğralar 16. yy ile birlikte daha süslü bir şekle kavuşmuştur.

Sultan 2. Abdülhamid Han tuğrası. Bu görsel Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından İstanbul’u ziyareti anısına (Sultanahmet Meydanı’na) yaptırılıp Sultan 2. Abdülhamid’e hediye edilen Alman Çeşmesi’nin üzerinde yer alır.

Bir tuğranın çeşitli kısımları ve bu kısımların isimleri vardır.

Tuğranın bölümleri

Tuğranın Bölümleri:

 

  • Sere (Sele, Kürsü)

Tuğranın alt kısmında bulunur. Asıl metin kısmıdır. Padişahın ve babasının ismi buradadır. Ayrıca “şah”, “han” gibi unvanlarla birlikte “el- muzaffer” de buraya yazılır. İşte bu kısma tuğranın seresi ya da kürsüsü denir.

  • Beyzeler

Buraya “Bin” ve “Han”kelimelerinin “Nun” harfleri yazılır. “Daima” kelimesi de bu kısımdadır. Beyze kelime anlamı olarak yumurta demektir. Yazıların oluşturduğu kavisli çizgiler yumurtaya benzediği için bu kısma bu isim verilmiştir. Genellikle iç beyze ve dış beyze olmak üzere iki beyze bulunmaktadır.

  • Tuğlar

Tuğranın üst kısmındaki genellikle üç tane yan yana bulunan çizgilere verilen isimdir. Bunlara Tuğranın elifleri de denir.

  • Hançere (kollar)

Beyzelerin devamı olup sağa uzanan birbirine paralel iki çizgiye denir.

  • Zülfeler

Tuğların üzerindeki kıvrımlara zülüf ya da zülfe denir.  Bunlar da hemen hemen daima üç tanedir.

“Yazı mı? Tura mı?”

Paralara da basılan tuğralar kura çekiminde “yazı mı tura mı” olarak kalıplaşmış deyimin de çıkmasına vesile olmuştur. Paranın değerinin yazdığı kısıma “yazı” tuğranın bulduğu kısıma ise “tura” denilmiştir. Günümüzde de bu şekilde kullanılmaktadır.

Hz. Muhammed (S.A.V.)’in sözcüklerle resmini çizmek: Hilye-i Şerif

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu