Hz. İbrahim: Allah Dostu (Halilullah)

Hz. İbrahim kimdir? Hz. İbrahim'in hayatı ve mucizleri

Hz. İbrahim’in doğduğu zaman tam olarak bilinmemektedir. İbrâhim’in milâttan önce XXII-XX. yüzyıllarda Babil şehrinin doğusundan Dijle ile Fırat nehirleri arasında kalan topraklarda  yaşadığı rivayet edilmektedir. Annesinin adı Ûşâ, Nûnâ ve Ebyûnâ olarak; babasının adı ise Taruh ya da Azer olarak rivayet edilmektedir. Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e (s.a.s) kadar tüm peygamberler insanlığı bir (tek) olan Allah’a kulluk etmeye davet etmiştir. Kur’an-ı Kerim’de bu “Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona, ‘Benden başka ilah yoktur, şu halde bana kulluk edin.’ diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya, 21/25.) ayetleri ile anlatılmaktadır. Hz. İbrahim (a.s)’ın yaşadığı dönemde putperestlik hakimken dediği üzere yarattığına göre bana yolumu illaki gösterecektir, anlayışıyla akıl yoluyla Allah’ın varlığına ulaşmıştır. Hz. İbrahim (a.s)’ın dini Hanif’tir. Gönderildiği kavim Keldani kavmidir ve tevhid inancını yerleştirmek için mücadele etmiştir.

Tevhid kelime anlamı bir şeyin “bir” olduğuna kanaat getirmektir. Kavramsal olarak ise Allah’tan başka ilah olmadığına inanmayı ifade etmektedir. Hz. İbrahim (a.s) bu uğurda Nemrut ve Firevun gibi devrin zalimleri ile mücadele etmiştir. Nemrut tarafından ateşe atılmış ateşin kendisini yakmadığı mucizesi yaşanmıştır. Oğlunun kurban etmesi emriyle sınanmış ve Allah’a teslimiyet konusunda gösterdiği kararlılıkla o “Allah dostu” olarak anılmıştır.  Hz. İbrahim’e 10 suhuf indirilmiştir. Kabe’yi oğlu Hz. İsmail ile beraber o inşa etmiştir. İlk hac vazifesini de Hz. İsmail ile beraber Hz. İbrahim (a.s) gerçekleştirmiştir. 175 ya da 200 yaşında vefat ettiği rivayet edilmektedir.

Hz. İbrahim (A.s)’ın ayrıntılı hayatı

Hz. İbrahim (Aleyhisselam) Kur’an-ı Kerim’de kıssasına en çok yer verilen Ülü’l-azm (en yüksek derecedeki) peygamberlerdendir. Kur’an’da 68 defa ismi geçmektedir ve İbrahim Suresi’ne adını vermiştir. Kuran’da “Evvah, Halim, Munib, Hanif, Kânit ve Şâkir” gibi sıfatlarla methedilen Hz. İbrahim (a.s), Yahudilik, Hristiyanlık ve de İslam tarafından en büyük ata olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle Yahudi ve Hristiyan literatüründe de kendisi hakkında çokça bilgi mevcuttur. Çoğunlukla tevhid inancını yerleştirmek için mücadele etmiştir. Kur’an-ı Kerim’de kendisinin Hanif sıfatıyla övüldüğünü söylemiştik. Hanif, şirk ve dalâletten uzak durup tevhîd dînine sımsıkı sarılan kişi demektir. Bu nedenle Hz. İbrahim’in dininin adı Hanif’tir.

“İşini güzel yaparak kendini Allah’a veren ve hanîf olarak İbrâhim’in dinine uyan kimseden kimin dini daha güzel olabilir! Ve Allah İbrâhim’i dost edinmiştir.” Nisâ Suresi – 125 . ayet

Nisa Suresi 125. Ayette Hz. İbrahim “Allah dostu” (Halilullah) olarak nitelendirilmiştir. Başka bir sıfatı da “Ebu’l – Enbiya”‘ (Peygamberlerin Babası)’ dır. Oğullarından Hz. İsmail (A.s)’ın soyundan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV) gelmiştir. Diğer oğlu Hz. İshâk (A.s)’dan ise Benî İsrâîl peygamberleri gelmiştir. Hz. İbrahim oğlu İsmail ile birlikte Kâbe’yi inşa etmiştir. Cebrail (A.s) Kabe’nin inşasının ardından onlara hac farîzasının nasıl yapılacağını öğretmiştir. İlk hac farizasını Hz. İbrahim (A.s) ile oğlu Hz. İsmail (A.s) gerçekleştirmiştir.

Hz.İbrahim nerede ne zaman doğmuştur?

Hz. İbrahim ‘in nerede doğduğu hakkında çeşitli rivayetler vardır. Ahvaz, Sûs ya da Babil’deki Nemrut’un bulunduğu Kûsâ bu yerler arasındadır. Yine Kesker sınırındaki Verka ile dünyaya geldiği söylenir. Daha sonra buradan onu babasının Kûsâ’ya götürdüğü rivayetler arasındadır. Bazı kaynaklarda da Hz. İbrahim ‘in Şanlıurfa, Harran’da doğduğu oradan Babil’e gittiği aktarılmaktadır. Hasça Hz. İbrahim ‘in Babil şehrinin doğusundan Dijle ile Fırat nehirleri arasında kalan topraklarda Mezopotamyada doğmuştur. İbrâhim’in milâttan önce XXII-XX. yüzyıllarda yaşamıştır.

Hz. İbrahim’in babası ve annesi

Hz. İbrahim (a.s)’ın babadının adı Taruh’tur. Bir rivayete göre babası Taruh vefat edince annesi Taruh’un kardeşi Azer ile evlenmiştie. Azer putperesttir. Aslında burada başka bir rivayet daha vardır. Mümin bir insan olan Taruh putperest olunca adını değiştirmiş Azer ismini almıştır.

Kur’an-ı Kerim, En’âm Suresi – 74. Ayet bu hususu aydınlatmada yardımcı olacaktır:

“İbrâhim, babası Âzer’e, “Putları tanrılar mı sayıyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapkınlık içinde görüyorum” demişti.”

Hz. İbrahim’in fiziksel özellikleri ve mizacı

Hz. İbrahim fiziksel özellikleri olarak orta boylu, gözlerinin ela olduğu ve açık alınlı olduğu rivayet edilir. Ayrıca güler yüzlüdür. Ayak izlerinin şekline kadar Son Peygamber Hz. Muhammed (SAV)’e fiziksel olarak en çok benzeyen insan olduğu aktarılır. Ağır başlı ve yumuşak huylu bir insandır.

Geçimini kumaş ve elbise ticareti yaparak ve çiftçilikle uğraşarak sağlamıştır.

Hz. İbrahim (A.s) Keldani kavmine peygamber olarak gönderilmiştir. Allah-u Teala, İbrahim’e 10 suhuf indirmiştir.

Hz Nuh’un hayatı: 950 yıl süren bir peygamberlik

Hz. İbrahim ve Nemrud

Keldanî kavminin lideri Kral Nimrod (Nemrud)’tu. Kavimce yıldızlara ve putlara taparlardı. Nemrud güçlendikçe kibrine yenildi. Kendisini tanrı ilan etti ve putunu yaptırıp kavminden kendisine tapmalarını istedi. Bir gün Nemrut rüyasında bir kişinin kendisini tahtan indirip yere çarptığını gördü. Meneccimler bu rüyayı ona yeni bir dinin geleğini ve bunu dini getirecek kişinin onu tahtan indireceğine yordular. Nemrud telaşlandı. Yeni doğan tüm erkek çocuklarını katlederek bu rüyanın gerçekleşmesine mani olacabileceğine inandı. Yüz bine yakın çocuk katledildi. Anvak rüya rabbaniydi. O vakitler Hz. İbrahim’in annesi de İbrahim’e hamileydi. Hz. İbrahim’in babası Azer çocuğun erkek olması halinde kendi elleriyle Nemrut’a teslim edilmesini istedi.

Annesi İbrahim’i mağarada sakladı

İbrahim’in annesi İbrahim’i bir mağaraya gizleyerek kocası Azer’e bebeğin çok zayıf doğduğunu ve güçsüzlükten öldüğünü söyledi. Azer’den gizlice giderek İbrahim’i mağarada besledi ve büyüttü. İbrahim’in çocukluğu mağarada geçti ve mağaradan çıktığında ismi anıldığı zaman akla gelen tevhid inancını tebliğe başladı.

“Gecenin karanlığı O’nu (İbrâhîm’i) kaplayınca O bir yıldız gördü. -Rabbim budur!- dedi. Yıldız batınca -Ben batanları sevmem!- dedi. (Daha sonra) Ay’ı doğarken görünce (yine) -Rabbim budur!- dedi. O da ba­tınca -Rabbim bana doğru yolu göstermezse, elbette yoldan sapanlardan olurum- dedi. Güneş’i doğarken görünce de -Rabbim budur! Zîrâ bu daha büyük- dedi. O da batınca dedi ki: -Ey kavmim! Ben sizin (Allâh’a) ortak koştuğunuz şey­lerden uzağım! Benim Rabbim, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allâh’tır! Ben hanîf olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratan Allâh’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.-” (el-En’âm, 76-79)

Hz. İbrahim ilk önce babası Azer’i tevhide davet etti. Ancak Azer kabul etmedi. Sonraları Hz. İbrahim, puthaneye gitti. Puthanedeki büyük put dışında diğer putları kırdı. Kırdığı baltayı da büyük putun boynuna astı. Keldani kabilesi puthanedeki bu durumu görünce bunun kimin yaptığını araştırdılar. Akıllarına ilk Hz. İbrahim geldi. Hz. İbrahim ise kendisine bu durumu soran kabileye “Büyük put, kendisinden başkasına tapınılmasını istemiyordu. Bu sebeple diğerlerine kızgındı. Sonunda hepsini balta ile parçalayıp baltayı da omuzuna asmış olabilir. İsterseniz bir de kendisine sorun! Durumu size o anlatsın!” diye cevap verdi. Keldani kabilesi ona putların konuşamayacağını ve bunu yapamayacaklarını söyledi. Bunun üzerine Hz. İbrahim “O hâlde, nasıl olur da kendilerini bile koruyamayan şu âciz varlıklar, sizi korur? Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” dedi.

Hz. İbrahim’in ateşe atılması

Putperestler, Hz. İbrahim’i Nemrut’a şikayet ettiler. Nemrut huzuruna çağırdığı Hz. İbrahim’in diğerleri gibi kendisine secde etmesini bekledi. Hz. İbrahim secde etmedi. Bunun üzerine Nemrut ve avanesi büyük bir ateş hazırlatarak Hz. İbrahim’i bu ateşe atmak için halkı meydana topladı. Ateş o kadar büyüktü ki üzerinden kuşlar dahi uçamıyordu. Hz. İbrahim bu hazırlık karşısında Allah’a büyük bir güven ve teslimiyet içindeydi. Yüreğinde hiçbir korku yoktu. Kendisini mağarada koruyan rabbine sığınıyordu. Nemrut, Hz. İbrahim’i mancınıkla atmaya karar verdi. Allahu teala melekleri göndererek Hz. İbrahim’e rüzgarı, suları, toprakları emrine vermeyi teklif etti. Hz. İbrahim meleklere “Dost ile dostun arasına girmeyin! Rabbim ne dilerse ben ona râzıyım! Kurtarır ise, lutfundandır. Eğer yakar ise, kusûrumdandır. Sabredici olurum inşâal­lâh!”  dedi.

Mancınığa konulup ateşe atılacağı zaman Hz. İbrahim (A.s)’ den “Allâh bize yeter, o ne güzel vekildir.” sözleri yükseldi. Bu sırada Cebrail (A.s) Hz. İbrahim’e neden kurtuluş istemediğini sordu. Hz. İbrahim “Hâlimi O biliyor! Ateş kimin emri ile yanıyor? Yakma kimin işidir?”  diye karşılık verdi.

“…Ey ateş! İbrâhîm’e serin ve selâmet ol!” (el-Enbiyâ, 69)

Allah Teala ateşe emri verdi. Yeryüzündeki bütün ateşler bu emre itaat etti. Hz. İbrahim’i atıldığı ateş yakmadı.

Nemrut bu durum karşısında çok şaşırdı. Hz. İbrahim’e onun rabbinin gerçekten de çok büyük olduğunu söyledi. Hz. İbrahim ile mücadeleyi bıraksa da saltanatının devamı için kibrinden vazgeçip tevhide gelmedi. Putperestlerin bazıları ise bu mucize karşısında iman etmişlerdi.

Hz. İbrahim’in Hicreti

Hz. İbrahim (A.s) Allah’a iman edenlerin daha rahat ibadet etmesi ve Keldani kabilesinin üzerine gelecek gazaptan kurtulması için onları hicret etmeye çağırdı. Hz. İbrahim ve ona tabi olanlar hicret etmeye karar verdi.

“Lût da O’na îmân etmişti ve (İbrâhîm:) «Ben Rabbime (O’nun emrettiği yere) <span;>hicret ediyorum. Şüphesiz O, mutlak güç ve hikmet sâhibidir.» dedi.” (el-Ankebût, 26)

Hz. İbrahim’in kardeşinin oğlu olan Lût da iman edenler arasındaydı. O en baştan beri Hz. İbrahim’i ilk tasdik edendi.

Hz. İbrahim, O’na iman edenlerle beraber önce Babil’e sonra Urfa – Harran’a hicret etti. Daha sonra Lût, peygamber olarak Sodom’a göç etti. Hz. İbrahim ise amcasının kızı Sare ile evlenerek onunla beraber Şam’a ve Mısır’a gitti.

Hz Lut hayatı, Lut Kavmi neden helak oldu?

Hz. İbrahim ve Firevun

Mısır’ı zalim Firevun yönetiyordu. Firevun ülkesine gelen kadınları cariye olarak kendisine almaya çalışırdı. Ve yanında kocası varsa öldürür, kardeşi varsa kadını kardeşinden isterdi. Mısır’a girerken Hz. İbrahim, Sare’nin kardeşi olduğunu söyledi. Firevun, Sare’ye yaklaşmaya çalıştı ancak felç oldu. Allah, Sare’yi Firevun’un şerrinden korudu. Bunun üzerine Firevun zarardan kurtulmak için Sare’yi serbest bıraktı ve cariyelerinden Hacer’i hediye olarak verdi. Hz. İbrahim, Hacer ve Sare ile birlikte Mısır’dan ayrıldı. Yolculuk Filistin’e idi. Filistin’de Seb’a denilen kervan geçmez bir yerde konakladılar. Çok yorulmuşlar hem susuz hem aç kalmışlardı. Hz. İbrahim bir kuyu kazdı ve oradan su çıktı. Çuvala koyduğu taşlar buğday oldu. Seb’a bölgesinde Allah’ın hikmeti ile zamanla bolluk arttık. Kervanlar geçti. Kalabalıklaştı. Daha sonra bu kalabalık Hz. İbrahim’e buradan su vermek istemediler. Allah suyu çekti ve Seb’a kıtlık  ile karşı karşıya kaldı. Hz. İbrahim onları Hakk’a davet etti. Bu davete icabet ettiklerinde tekrar bolluk oldu.

Nemrud ve Keldani kavminin helakı

Keldani kabilesinin üzerine putperestlerin kanlarını emen toz halinde bir sivrisinek sürüsü musallat oldu. Kanları emilen putperestler kuruyarak helak oldular. Bir sinek Nemrut’un burnundan beynine girdi. Nemrud, baş ağrısına dayanamıyordu ve ağrısını dindirmek için başına tokmakla vurduruyordu. Ancak bir tokmak darbesi kafatasının parçalanmasına ve ölümüne sebep oldu. Kibrinden ödün vermeyen Nemrut bir sivrisinek tarafından güçten düşürülmüştü.

Ölü kuşların canlandırılması 

Hz. İbrahim ölen bir canlının nasıl geri dirileceğini merak etmişti. Rabbinden bu merakını gidermesini istedi. Allah Teala, Hz. İbrahim (a.s)’dan dört kuşu yakalayıp parçalamasını emretti. Emri yerine geldikten sonra Allah Teala kuşların bu parçalarını dağların başına koymasını ve kendisine doğru çağırmasını istedi. Hz. İbrahim denileni yaptı. Kuşlar uçarak Hz. İbrahim’e geri geldi.

Bu hadiseden Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılır:

“İbrâhîm Rabbine: –Ey Rabbim, ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster!- demişti. Rabbi O’na: –Yoksa inanmadın mı?- buyurdu. İbrâhîm: –Hayır! İnandım, fakat kalbi­min mutmain olması için (görmek istedim.)- dedi. Bunun üzerine Allâh Teâlâ: –Öyleyse dört tane kuş yakala, onları kendine alıştır, sonra (onları kesip parçala), her dağın başına onlar­dan bir parça koy! Sonra da onları kendine çağır; (bak nasıl) koşarak sana geleceklerdir. Bil ki Allâh Azîz’dir, Hakîm’dir.- buyurdu.” (el-Bakara, 260)

Hz. İbrahim (a.s)’in Hacer validemiz ile evliliği

Hz. İbrahim (A.s)’ın yaşı ilerlemişti. Sare validemizden çocuğu olmamıştı. Bunun üzerine Sare validemiz, Hacer’i azad etti ve Hz. İbrahim ile evlendirdi. Bu evlilikten Hz. İsmail (A.s) dünyaya geldi. Nûr-ı Muhammedi Hz. İsmail (a.s)’a geçti. Hz. İbrahim (A.s) eşi Hacer’i ve oğlu İsmail’i Mekke’ye götürdü. Mekke o zamanlar ıssız bir yerdi. Cebrail (A.s İbrahim’e  burada oğlu İsmail’in neslinden Ümmi Peygamber çıkacağını iletti ve bu nedenle ona Mekke’yi iskan etmesi emrini getirdi.

“Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını Sen’in Beyt-i Harem’inin (Kâbe’nin) yanında ziraat yapılmayan bir vâ­diye yerleştirdim. Artık Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki, bu nîmetlere şükrederler. (İbrâhîm, 37)” (Buharî, Enbiyâ, 9)

Hz. İbrahim’in bu duası üzerine Mekke bereketlendi. Çeşitli meyveler, hurmalar çıktı.

Zemzem suyu nasıl çıktı?

Hz. İbrahim (A.s)’ın getirdiği bir testi su bitmişti. Hacer validemiz su için uygun bir yer, bir insan bir şey arıyordu. Aralarında 400 metre olan Sefa ve Merve tepeleri arasında 7 defa koşmuştu. Ancak görünürde hiçbir şey yoktu. Hacet validemiz karamsarlığa kapıldı. Cebrail (A.s) Hacer validemiz Merve tepesi üzerindeyken ona seslendi.

“–Siz herşeye kâdir olana emânetsiniz! Sakın mahvoluruz diye korkma! İşte şurası Beytullâh’ın yeri. O beyti şu çocukla babası yapacaklardır. Allâh -celle celâ­lühû- bu beytin sâhibini zâyî etmez!” dedi.

Hacer validemiz bu sesi duyunca oğlu İsmail’in yanına gitti. İsmail’in ayağının dibinden su fışkırıyordu. Bitecek korkusuyla kumdan bir havuz yaptı. Suya “Dur, Dur” dedi. Bu Arapça’da “Zem, zem” demekti. İşte,  zem zem suyunun hikâyesi buradan gelmektedir. Hacer validemizin Sefa ile Merve arasında yaptığı “sa’y” ise Hac ve Umre ibadetlerinde bir rükün olarak devam etti.

Mekke’ye ilk yerleşen kabile: Cürhüm kabilesi

Gökyüzünde bir kuşun bir yere inip tekrar havalandığını gören Cürhüm kabilesi kuşun indiği yerde su olabileceğini düşündü. Geldiklerinde zemzem suyunu gördüler. Böylece Cürhüm kabilesi Mekke’ye ilk yerleşen kabile oldu.

Hz. ibrahim (A.s)’ın büyük imtihanı. Rüyasında oğlunu kurban ettiğini gördü.

“İşte o zaman, biz O’na hilim sâhibi bir oğul müjdeledik. Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince (babası): -Yavrucuğum, rüyâda seni kurban ettiğimi görüyorum; bir düşün, ne dersin?- dedi. O da cevâben: -Babacığım, sen emrolunduğun şeyi yap! İnşâallâh beni sabredenlerden bulur­sun!- dedi. Her ikisi de teslîm olup, (İbrâhîm) onu alnı üzerine yatırınca: -Ey İbrâhîm, rüyâyı gerçekleştirdin. Biz ihsân sahiplerini böyle mükâfatlandırırız. Bu gerçekten çok ağır bir imtihandır.- diye seslendik. Biz oğluna bedel O’na büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında O’na (iyi bir nam) bıraktık: -İbrâhîm’e selâm olsun!- dedik. (İşte) Biz ihsân sâhiplerini böyle mükâ­fâtlandırırız. Çünkü O, bizim mü’min kullarımızdandı.” (es-Sâffât, 101-111)

Hz. İbrahim (A.s) Mekke’de bir rüya gördü. Rüyasında oğlu İsmail’i kurban ediyordu. Rüyanın şeytani mi yoksa Rabbani mi olduğu konusunda şüpheye düştü. Bir rivayeye göre “Allah, bana bir oğul verirse, onu kurban edeceğim!” demişti. Bu sözü üzerine imtihana çekiliyordu. Hz. İbrahim büyük bir teslimiyetle oğlu Hz. İsmail’i kurban etmek üzere götürdü. Boğazına bıçağı çaldı ancak bıçak kesmedi. Bir kez daha denedi ancak yine kesmedi. Allah, Cebrail (A.s) ile gökten bir koç indirdi. Cebrail (a.s) tekbir getirdi. Böylece arefe günü sabah namazından başlayan bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar devam eden “teşrık tekbîri” tamamlandı. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (A.s) şükürle kucaklaştı.

Not: Hz. İbrahim’in hangi oğlunu kurban edeceği konusunda görüş ayrılıkları vardır. Bazı kaynaklarda kurban edilecek çocuğun İshak olduğu aktarılmaktadır.

Hz. İshak (a.s)’ın doğumu

Hz. İbrahim (A.s)’ın yaşı ilerlemişti. Allah ona Rabbine oğlunu kurban etmeye kalkacak kadar teslimiyet içindeydi. Allah Teala ona bir oğul evladı daha verdi. Rivayete göre İbrahim peygamberimiz 120 yaşındaydı.

“Salihlerden bir peygamber olarak O’na (İbrahim’e) İshak’ı müjdeledik. Kendisini ve İshâk’ı mübârek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lakin her ikisinin neslin­den iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa zulmedenler de olacaktır.” (es-Sâffât, 112-113)

Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (a.s)’ın Kabe’yi İnşası

Hz. İsmail, Cürhüm kabilesinden bir kızla evlenmişti. Hz. İbrahim oğlu İsmail’i ziyarete gitti. Hazreti İbrahim oğluna Rabbin emri olduğunu bir beyt inşa edeceklerini söyledi. İsmail ve Cebrail (A.s) taş taşıdı. Beytin duvarlarını dikti. Makâm-ı İbrâhîm’deki Hz. İbrahim’in ayak izi olan mermer de bu beytin inşasında asansör olarak kullanıldı.

“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullâh’ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) -Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabûl buyur; şüphesiz Sen işitensin, bilensin.-” (el-Bakara, 127)

Kabe’nin yapıldığı yer daha önce Hz. Adem ile Hz. Şît peygamberin ibadet ettiği noktadır. Öyle ki Hz. İbrahim ile Hz. İsmail (a.s) kazı yaparken Hz. Şît’in inşa ettiği temelleri de bulmuştur. Kabe bu temllerin üzerine inşa edilmiştir.

Kâbe’nin inşâsı tamamlanınca Hazret-i İbrâhîm ve İsmâîl -aleyhimesselâm-, Allâh’a şöyle duâ ettiler:

Hz. İbrahim’in Duası

“Ey Rabbimiz! Bizi Sana teslim olanlardan kıl! Neslimizden de Sana itaat eden bir ümmet çıkar; bize ibadet usullerimizi göster; tevbelerimizi kabul et; zîrâ tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak Sen’sin. Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden Sen’in âyetlerini kendilerine okuyacak, on­lara kitâb ve hikmeti öğretecek, onları (nefslerini) tezkiye edecek bir peygamber gönder! Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız Sen’sin!” (el-Bakara, 128-129)

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sel­lem-:

“Ben; babam İbrahim’in duası, kardeşim İsa’nın müjdesi ve annem Âmine’nin rüyasıyım.”(Ahmed bin Hanbel, V, 262; Hâkim, el-Müstedrek, II, 453) buyurmuşlardır.

İşte Son Peygamber Hz. Muhammed (SAV)’in ben  babam İbrahim’in duasıyım dediği dua budur.

İlk hac vazifesi

Kabe’nin inşasının ardından Cebrail (A.s) Hz. İbrahim’e hac vazifesinin nasıl yapılacağını öğretti. Baba oğul beraber Kabe’yi tavaf etti. Böylece ilk hac vazifesi gerçekleşti.

Hz. İbrahim’in vefatı

Hz. İbrahim (a.s) nerede ve nasıl vefat ettiği bilgisi yoktur. Ancak bazı İslami kaynaklara göre ölüm meleği çok yaşlı bir kişi suretinde İbrahim’in yanına gelmiştir. Hz. İbrahim (A.s) ona ikramda bulunmuştur. Yemek yiyecek halinin olmadığını İbrâhim ona yaşını sordu. Kendisinden iki yaş büyük olduğunu öğrendi. Onun gibi yemek yiyemecek hale düşmemek için şimdiden ruhunun alınmasını diledi. Vefat ettiğinde 200 ya da 175 yaşındaydı.

Hz. İbrâhim’in naaşı Hebron’da eşi Sâre’nin yanına defnedilmiştir. (Sa‘lebî, s. 98-99; Taberî, I, 312).

Hz. İbrahim’in Mucizeleri

  • Ateşe atıldı ancak ateş onu yakmadı
  • Ölü kuşları Allah’ın izniyle diriltti
  • Hicret ettiği sırada yakacak bir şey bulamayınca taşlar kömür gibi yandı
  • Çantasına koyduğu taşlar, çakıllar hicret sırasında yiyecek oldu
  • Hz. ibrahim, yırtıcı ve yabani hayvanlar konuştu
  • Duvarların ve dağların ardını gördü
  • Hz. İbrahimin bastığı taşın üzerine ağaç bitip yeşer
  • Hz. İbrahimin oturduğu yerden güzel kokular yayılırdı. Yerinden ayrıldığında dahi o koku yıllarca oradan dağılmazdı

Hz. İbrahim’e gönderilen suhufların içeriği neydi?

Ebu Zerr (ra) şöyle anlatıyor: “Hz. Peygamber‘e: ‘Ey Allah‘ın Resûlü! İbrahim (A.s)‘ın sahifeleri nelerdi?’ diye sorduğumda ‘Nasihatten ibaretti’ diyerek şu örnekleri verdi:

“Ey kullarıma musallat olup da gurura kapılan kral! Seni dünya malı toplayıp da bunları üst üste yığman için göndermedim; mazlumların hakkını alman ve onların beddualarının bana gelmesini engellemen (yani onlara zulmedilmesini önlemen) için gönderdim. Çünkü ben kâfir de olsa mazlumun bedduasını geri çevirmem. Akıllı bir insan zamanını Rabb‘ine yalvarmak, nefsini hesaba çekmek, Allah‘ın yarattıklarını ve sanatını tefekkür etmek, geçimini ve ihtiyaçlarını temin için çalışmakla geçirir. Ahireti, geçimi ve haram olmayan arzu ve lezzetleri temin için çalışır. Zamanının kıymetini bilir, işlerini ona göre ayarlar, dilini korur. Konuşmasını amellerinden sayan insan kendisini ilgilendirmeyen konularda dilini tutar”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu